Adem Çay SİYASAL İSLAM
booked.net
Yazı Detayı
03 Temmuz 2021 - Cumartesi 11:02
 
SİYASAL İSLAM
Adem Çay
mail@mail.com
 
 

Medeniyetlerin kendilerine ve rakiplerine tuttukları bir aynası vardır.

Medeniyetler, aynada kendilerini izlerken ‘’Ayna ayna söyle bana…’’ şeklindeki bir masal cümlesini sıklıkla kullanırlar, sonrasında mutlu olurlar; ta ki rakip bir medeniyet, kendilerine meydan okuyacak seviyeye gelene kadar.

Bu saatten sonra ise aynanın söylediği ‘’var’’ soruyu soran otoritenin en büyük düşmanıdır ve yok edilmesi gereken en büyük tehdit unsurudur.


İslam’ın bir çöl dini olmaktan ve birkaç bedevinin dini olmaktan çıkıp bir medeniyet inşa etmeye başladığı andan itibaren, batı bu durumu bir meydan okuma şeklinde algılamıştır.

Batı, bu meydan okumayı; teolojik ve askeri savunma yöntemleriyle püskürtmeye çalışmıştır.

Bu kapsamda Johannes Damascenus’in ve öğrencisi Theodore Ebu Kurre’lerin ilmi çalışmaları, Haçlı seferleri; İslam’ı doğduğu topraklarda hapsetmek için yapılmış başlıca savunma yöntemleri olarak kabul edilmektedir.

Batının, doğu toplumlarına olan bu yaklaşımları, Miladi 8.asırdan 20. Asrın son çeyreğine kadar benzer şekilde devam etmiştir.


1990’larla birlikte güvenlik uzmanlarının ve siyaset bilimcilerin dillerinden düşürmediği yeni bir cümleyi ve kavramı konuşmaya başladık: ‘’Kızıl terör bitti yeşil terör başladı’’.

Kızıl terör belliydi. ’Yeşil terör’ den kastedilen ise İslam’dı. 2000’li yılların renkli ekranlarından kulaklarımıza, gözlerimize ve zihinlerimize bir slogan yerleştirilmek istenmişti: İslam=Terör. Hatırladığım kadarıyla, ülkemizin basın yayın kuruluşları da bu sloganı canhıraş bir biçimde dillendirmekteydiler.

Bu bağlamda, medyanın gücü, (11 Eylül saldırıları sonrasında) herkesin ağız birliği etmişçesine; İslam=Terör, Terör İslam’dandır… gibi cümleleri savunmasıyla daha net görülmüş oldu. 

Bu slogan cümle; hükümetler devirdi, ülkeler işgal ettirdi.


Daha düne kadar, Batılı dostlarca; İslam, demokrasinin karşıtı olarak görülürken meşru seçimler sonucunda iktidar; İslami prensipleri referans alan partilerce ele geçirilince yeni bir slogan üretilmiş oldu: Siyasal İslam. Adı geçen terkibin, bugüne kadar net bir tanımı yapılamamıştır. 

Yapılabileceğini de düşünmüyorum.

Kaf dağı nerede, nasıl?

Van Gölü canavarı nasıl bir şey?

Bu soruların cevapları yok.

Siyasal İslam’ın da sağlıklı bir tanımı yok.

Çünkü siyasal İslam adına yapılan her tanım bir ön yargının ürünüdür.

Bazen yeni bir düşman tanımı için bazen de iktidarları yumuşak karnından vurmak için muhalefetin sloganlaştırdığı bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.


Siyasal İslam için yapılan tanımlama yarışmaları neden ’Siyasal Hristiyan’ için de yapılmıyor?

Hristiyan toplumlar; siyasi, hukuki, insani… taleplerinin gerçekleşmesini isterken ve bu uğurda çaba sarf ederken adı ‘Siyasal Hristiyan’ olmuyor da Müslümanlar, söz konusu talepleri isteyince ve bu uğurda emek verince bunun adı neden ‘Siyasal İslam’ oluyor?

Kendimize baktığımız aynayı kim yaptı, soruyu soran kim ya da kimin adına soruyor?


Tüm bu sorular aslında nerede olduğumuza ne nereyi tanımladığımıza ışık tutuyor: Biz doğudayız ve batının kavramlarıyla kendimizi en ağır şekilde cezalandırmak için kelimelerden oklar yapıyoruz.

İslam’ın sanki toplumsal hayatının düzenlenmesine, insani ilişkilerin güçlenmesine, ahlaki ilkelerin evrenselliğine… dair hiçbir öngörüsü yokmuşçasına, İslam=Politika ’ya indirgenmesini doğru bulmuyorum.

Bu noktada emek sarf eden entelektüellerimizin iyi niyetli olmadıklarını düşünüyorum.


Siyasal İslam, kavramı insanlara iki seçenek dayatıyor: Ya siyasetten olabildiğince uzakta duracaksın, ne deniliyorsa yapacaksın, kendini ibadete vereceksin ya da İslami prensipleri esas alan bir sistem kurmak için ne gerekiyorsa yapacaksın.

Yani zafere giden yolda her şey mubahtır anlayışı.

İşte bu ikinci anlayış İslam toplumlarının nerdeyse tamamında benimsendiğinden olsa gerektir ki takiyyeci bir kitle ortaya çıktı.

Bu kitle nerede olursa olsun hem kendi taraftarlarına hem de rakiplerine güven vermiyor.

Bu güvensizlik durumu iktidarların eleştirilmesinden çok, iktidarların savundukları değerlerin eleştirilmesine neden oldu (içeride ve dışarıda).

Bu eleştiriden en fazla nasibini alan da siyasal İslam oldu.

Daha doğrusu İslam’ın A’dan Z’ye tüm ilkeleri açıktan ve hadsizce eleştirilir oldu.

Oysa eleştirilmesi gerekenler; İslami değerleri seçim meydanlarında bir sandalye daha fazla olmak için değersizleştirenlerdir.

İslam’ın ahlaki, insani ve vicdani hükümlerini kutsamak yerine gücü ve ikbali kutsayanlardır. Birinin yanlışını, birliği emredenin ve ona inanan insanların yanlışı olarak görenlerdir.

 
Etiketler: SİYASAL, İSLAM,
Yorumlar
Haber Yazılımı